daha önce de bahsetmiş olduğum üzre bu konu üzerinde şu kombi zımbırtıları çıktığından beri uğraşıyorum. bu garip kelime daha anca 4 yıldır kullanılıyor olmalı ve ben bu 4 yıl bir türlü içinden çıkamadığım muammalar yaşamaktayım. evet bu 9 harfli kelime 4 yıldır benim beynimi kurcalamakta. bi kere söylenişi çok komik. hani mesela bi kelimeyi defalarca söyledğinizde komik gelir ya (örn: kalem kalem kalem kalem oha olm kalem ne ya kim bulmuş acaba falan) ''yoğuşmalı'' kelimesi daha ilk kez söylendiğinde bile ağza komik bir ahenk katıyor. üççüzotzüç der gibi. hatta bi ara bu anlamını bilmediğim kelime hakkında düşünürken. olm reklamlarda bas bas bağırıyolar yoğuşmalı kombi yoğuşmalı bilmemne diye sokağa çıksan sorsan anlamını kimse bilmez diye aklımdan geçirirken reklamcılar duymuş olacak sağolsunlar bir anahaber bülteninde çalışan muhabir rolünde oyuncu arkadaşımız sokağa çıkıyor ve türk halkına soruyor: ''efenim yoğuşmalı ne demektir?'', ''yoğuşmalının anlamını biliyor musunuz?''
tebi caanım türk halkım ne bilsin?
yoğuşmalı da ne imiş ki? herkes kendince cevap veriyor işte yoğuşuyor bu kombi sıcak hava veriyor. yoğuş yoğuş olii benim hanım gullanıyo onu banyo ederkene sırtımdan döküyo sıcak suyu. hadi bunlar gene bi nebze mantıklı ucundan kıyısından anlamış yoğuşmalının işlevini. şu an hatırlayamadığım abuksubuk ucubik cevaplar veriliyor.
tüm bu meraklarıma rağmen gidip sözlüğü açıp öğrenmişliğim yoktu bu kelimenin anlamını ta ki 10 dk öncesine kadar. ama kimyasal olaylarla ilgili bişey olduğunu tahmin etmiştim ahan da sözlük anlamı bu imiş yoğuşmalının söyliyim de rahatlasın 4 tane izleyicim: Su buharının yoğunlaşmasıyla oluşan suyun yeniden kullanılmasını sağlayan. hah ben de çok rahatladım :D
20 Aralık 2009 Pazar
8 Aralık 2009 Salı
iletişim kopukluğu-2
yoğuşmalıyı yazıcam ama halihazırda bi yazımı şapiim önce.
baba işten gelir odaya girer:
-nüyoluyo naabıyonuz?
-film izliyoz
-mine (ablam) boyan mı aktı senin gızım nüoğldu? çok mu acıklıydı filim?
-hıı çekil baba çekil ( bu arada sümüünü çeker)
-neymiş ölüyomuymuş gız nolmuş neymiş (babanın herzamanki bitmek bilmez soruları)
-of çekil baba bi yeaa *-* of ( boyası akmış bir vaziyette)
-taam taam ( baba alınır biraz ama giderken de soru sorar hala alla alla nüyolmuş ki napmış kıza)
-...
baba işten gelir odaya girer:
-nüyoluyo naabıyonuz?
-film izliyoz
-mine (ablam) boyan mı aktı senin gızım nüoğldu? çok mu acıklıydı filim?
-hıı çekil baba çekil ( bu arada sümüünü çeker)
-neymiş ölüyomuymuş gız nolmuş neymiş (babanın herzamanki bitmek bilmez soruları)
-of çekil baba bi yeaa *-* of ( boyası akmış bir vaziyette)
-taam taam ( baba alınır biraz ama giderken de soru sorar hala alla alla nüyolmuş ki napmış kıza)
-...
6 Aralık 2009 Pazar
pilan
yoğuşmalıyla ilgili bi bilog yazcam burıya ama şimdi bi yere kadar gitmem lazım unutmamak için yazdım hı-hım.
14 Kasım 2009 Cumartesi
~martı
bir martı olmak isterdim. bir uçurtmanın kuyruğuna takılıp gökkuşağına dokunmak.
denize sahip olmak isterdim. körfezler, boğazlar, okyanuslar benim olsun.
yağmur, yağmaya başladığı zaman ilk önce beni selamlasın. tıklatsın camıma merhaba desin bana.
sessizce arkama yaklaşsın bir sincap. fındıklarını paylaşsın benimle. ya da palamut toplamaya gidelim onunla ormana.
aslında dünya bu kadar basit şeylerden ibarettir. boşu boşuna ne kadar çok sorumluluk yüklüyoruz sırtımıza? halbuki ne için vardır dünya? acı çekmek için mi? karnını doyurmak için mi? bi takım gereksinimler yaratıyoruz tarafımızca ve o gereksinimleri karşılayalım derken yıllar akıp gidiyor... herkes bir hırs içinde. kiminin adi komploları var. kimi ise komploya maruz kalan, ezilen.
bu hale getirildi dünya. 2 ye ayrıldı ezen ve ezilen. ne gerek var bütün bunlara ben bu kadar küçük şeylerle mutlu olmayı özlemişken. hırslarımdan arınmak; saf, temiz bir yerde yaşamak isterdim.
çok şey değil bunlar sadece özgürce yaşamayı dilerdim.
denize sahip olmak isterdim. körfezler, boğazlar, okyanuslar benim olsun.
yağmur, yağmaya başladığı zaman ilk önce beni selamlasın. tıklatsın camıma merhaba desin bana.
sessizce arkama yaklaşsın bir sincap. fındıklarını paylaşsın benimle. ya da palamut toplamaya gidelim onunla ormana.
aslında dünya bu kadar basit şeylerden ibarettir. boşu boşuna ne kadar çok sorumluluk yüklüyoruz sırtımıza? halbuki ne için vardır dünya? acı çekmek için mi? karnını doyurmak için mi? bi takım gereksinimler yaratıyoruz tarafımızca ve o gereksinimleri karşılayalım derken yıllar akıp gidiyor... herkes bir hırs içinde. kiminin adi komploları var. kimi ise komploya maruz kalan, ezilen.
bu hale getirildi dünya. 2 ye ayrıldı ezen ve ezilen. ne gerek var bütün bunlara ben bu kadar küçük şeylerle mutlu olmayı özlemişken. hırslarımdan arınmak; saf, temiz bir yerde yaşamak isterdim.
çok şey değil bunlar sadece özgürce yaşamayı dilerdim.
ülker susamlı krakerin dibindeki susamlar
hayatta insana tekrarladıkça zevk, mutluluk veren şeyler vardır. mesela sık sık vesikalık çektiren insanlar var. ya da sıkıldıkça toz alan telefondaki beşbin esemesi bitirmeye çalışanlar . benim de tıpkı bunlar gibi uğraşılarım var. evet evet ben de bu tür saşmalıklar peşinde koşuyorum ve belki de en önde bayrak tutanıyım bu tip insanların. bir über alles.
itiraf ediyorum. ülker susamlı çıbık kırakerin dibindeki susamları yemek beni mest ediyor. hani kıtır kıtır çıbık kıraker biter de artık işin son kısmı gelmiştir. yani o dibindeki susamları yemezsem sanki bir işimi yarım bırakmış gibi kalırım. tıpkı kabızken kakanın yarısının içerde kalması gibi. o kıraker pakedinin ağıza dikilmesi suretiynen dünyanın en zevkli hazzına varmak gibisi yok. ülker susamlı kırakerin dibinde kalan susamlar gibisi yok. eti de kalmaz mesela o kadar çok susam. ve etinin kırakeri ülker kadar kıtır kıtır ve ince değildir evet.
ya da crax var hani sade olan. ülkerin eline su bile dökemez. bi kere kıraxın kırakerleri yanıyo ve acı oluyo yani yerken mutlu olmuyorum ve yedikten sonra su içince ağzımdaki acı tat yoğunlaşıyor ve burnumdan derin nefes verince yanık kokusunu alabiliyorum.
eğer sizin de kalite kontrol elemanına ihtiyacınız varsa seve seve gelirim test ederim onaylarım ya da onaylamam o benim bileceğim iş kardişim.
hadi bay
itiraf ediyorum. ülker susamlı çıbık kırakerin dibindeki susamları yemek beni mest ediyor. hani kıtır kıtır çıbık kıraker biter de artık işin son kısmı gelmiştir. yani o dibindeki susamları yemezsem sanki bir işimi yarım bırakmış gibi kalırım. tıpkı kabızken kakanın yarısının içerde kalması gibi. o kıraker pakedinin ağıza dikilmesi suretiynen dünyanın en zevkli hazzına varmak gibisi yok. ülker susamlı kırakerin dibinde kalan susamlar gibisi yok. eti de kalmaz mesela o kadar çok susam. ve etinin kırakeri ülker kadar kıtır kıtır ve ince değildir evet.
ya da crax var hani sade olan. ülkerin eline su bile dökemez. bi kere kıraxın kırakerleri yanıyo ve acı oluyo yani yerken mutlu olmuyorum ve yedikten sonra su içince ağzımdaki acı tat yoğunlaşıyor ve burnumdan derin nefes verince yanık kokusunu alabiliyorum.
eğer sizin de kalite kontrol elemanına ihtiyacınız varsa seve seve gelirim test ederim onaylarım ya da onaylamam o benim bileceğim iş kardişim.
hadi bay
kafadan dörtişlem
kafamdan dörtişlem yapamıyorum. dörtişlemi söylerken de aradaki ulamaya tikkat çekmek istiyorum ve dör tişlem şeklinde söylüyorum. aslında hop böyle şipşak kafadar 12yle 8 i çarpan insanlara çok imrenmişimdir.
3 Kasım 2009 Salı
unutmadan yaziim
ablamın makineden çıkmış temiz bardakları rafa sığdıramaması üzerine özkan uğur'un olduramadım şarkısından esinlenerek yaptığı yeni bestesi:
ne yaptım ne ettimse sığdıramadııııım !
ne yaptım ne ettimse sığdıramadııııım !
30 Ekim 2009 Cuma
iletişim kopukluğu
bugün sevgili aylemle aramda şöyle bi konuşma geçti:
ben:(salona girdim ve onlara biraz vakit ayırmayı düşündüm) merhaba sevgili aylem!
babam: nerdeydin görmedim bugün hiç seni
ben:içerdeydim ben, anne kak yerine yat
annem:hıh(uykudayken)
ben: görüşürk sevgili aylem
babam: görüşürük
annem: hıh(uykudayken)
29 Ekim 2009 Perşembe
nağdar özeniyorum şöyle çok güzel blog yazanlara bi bilsen blog. hayal gücüm hiç geniş değil benim biliyı mısın *-* bi karikatüre bakarken bi çizgilim izlerken efendime söyliyim bi kitap okurken allam yareppim adamlar nağdar cizel yaziyür bende de keşke olsa böyle bi yetenek diye geçiriyorum. şöyle kompozisyon yarışmasında bi birinci olmuşluğum bile yok. adamlar kafa patlatıyo demek ki. düşünüyorum ben de okuyorum ben de araştırmacı bi kimliğim bende neden tıh yok diye bazen. belki başka konulara eğlimim vardır diye avutuyorum kendimi ama bunca yıldır ortaya çıkmadıktan sonra nazaan çıkcak diye karamsarlaşıyorum sonra. ah bilog bi bilsen neler çektiğimi... insanlar nağdar güzel fotoraflar çekiyolar. mesela hep ''o an'' fotoğraflarına özenmişimdir. millet çekip çekip devyantarta koyyor gözümün içine içine sokuyolar. ya da ne biliyim adamlar çok pis gitar çalıyo. ben daha fülütten do sesini bile çıkaramıyorum mesela.çok dertliyim çok. bi bilge kişi gelse de senin de şu yeteneğin var al kardeş kullan geliştir bunu dese nebiçim sevinirim. ama malesef hep başkalarına denk gelir bu tür şeyler adalet timsali güzel dünyamda!
26 Ekim 2009 Pazartesi
üzerindeki okul kıyafetini saatlerce çıkarmamak
evet sevgili bilok bugün bunu yaptım.(gerçi bunu her gün uyguluyorum) okul kıyafetim hiç rahat değil aslında ama evin içinde okul kıyafetimle oturuyorum dolaşıyorum yatıyorum kalkıyorum. hatta az önce kıravatıma ketçap dökmüştüm bi peçeteynen sıyırtmak suretiynen sildim onu tertemiz oldu bal dök yala yeani. benim gibi davranan insanları arıyorum eğer varsa ben de yalnız olmadığımı biliyim bilok *-* çoğzülüyorum bu durumuma bi gün hastalığa dönüşcek diye korkuyorum. yakında akşam yemeğine kadar da okul kıyafetimlen dolaşırım kesin :D
evet tüm söylemek istediklerim bunlardı aslında :D
21 Ekim 2009 Çarşamba
abov ananem vans keycek *.-
geçengün eski ayakkabılar falan çıkardık kilerden. vanslarım vardı ço sevdiğim denedim olmadı çoğzüldüm. diğer spor ayakkabılarım da küçük geliyodu zaten bana duruyodu onlarda kilerde.
biraz ananemden bahsediciyim. ananem miniminnacık, küçücük elli, küçücük ayaklı, ela gözlü, biraz güdük, pamuk gibi bonus saşlarıyla tüm erkekleri baştan çıkarabilicek potantisiyele sahip tatlı mı tatlı bir hatundur keentsi. bazen depresyona girer. eskiden sıkıla sıkıla söylediği şeyleri şimdi çok fena dobra dobra söylüyo mesela.
ananemin çeşit çeşit ayakkabıları vardır. bahçeye giymelik, sokağa çıkmalık, misafirliğe giderken giymelik, misafirlikte giymelik, günlük hayatta giymelik diye gruplara ayrılır. ama en çok da bahçe ayakkabısı giymek ister her yerde bahçe için giymelik ayakkabılar arar. ananem 36 nömre giyyo. bir zamanlar ben de 36 giydiğimçün annem ananeme 1. paragrafta bahsettiğim ayakkabıları denetti. allahım vanslar bir yakıştı bir yakıştı. ananem gevrek gevrek gülmeye başladı.
-anaa ben bunları bahçede giyerim bağcıksız mağcıksız iyimiş bunlaa.
-anaa anne ananem vans mı giycek?
-keh keh minenin yok mu ayakkabıları küçük gelen gerçi onun ayakları gocaman demi keh keh(gevrek gevrek)
sonuç olarak ananem artık vans giycek tarz yaptı kendine bundan sonra bu böyle biline :D
hadi öptüm görüşürk sevgili bilok.
10 Ekim 2009 Cumartesi
yazmıyom lan
hiç yazmıyorum burıya ne meelsiz insanım lan insan bi düşünür benim bir blogum var ona sahip çıkmalıyım onu korumalıyım onunla ilgilenmeliyim ama hiç yok umursamaz hallerdeyim evet. zaten hep şifremi de sıfırlıyorum çünkü unutmuş oluyorum nası bi insanım lan ben
evet işte böyle blog bunları söylemek istemiştim aslında.
evet işte böyle blog bunları söylemek istemiştim aslında.
15 Eylül 2009 Salı
öndeki arabayı takip et
evet bi gün bunu yapıcam taksiye 508 otobüsünü takip ettiricem, öndeki otobüsü takip et dicem aslında öndeki arabayı takip et de diyebilirm ama kaybolmaktan korktuğum için bundan vazgeçtim. böyle işte.
14 Eylül 2009 Pazartesi
30 Temmuz 2009 Perşembe
goldoldan düşüp sonra tekrar binen adam
evet sevgili dostlarım;
bu benim ilk biloğum olması itibariyle bugün yazmaya başlıdım.
bi tane çokzel bişey anlatcam.
gondoldan düşüp de sonra tekrar binen bir insan evladı hakkındaki düşüncelerim epeyce karışık amma ve lakin bu konuda yazmadan edemiyiciyim açıkçası.
önce jetonlar alınır. gondola binmek için sıraya girilir ve nihayet uzun bekleyişler sonucu sıra ona gelmiştir. gondolda sıranın sana gelmesinin yadsınamaz bi havası vardır aslında. eğer o sırada uzun süreli bekleyişler geçirdiyeseniz. ki gondoldan düşmeyi başaran arkadaş da işte tam bu mutluluğu tatmaktaydı. daha fazla adrenalin yaşamak adına da gondolun en arkasına, gökyüzüne daha fazla yükselen kısma oturma isteği daha ağır bastı onda. insanlar ona hayranlık duyar '' vay be şuna bak nasıl da gondolun en arkasına bindi? cesarete de bak'' derler diye belki de. tam o sırada ismail yk'nın en havaya sokucu, en güzide parçalarıyla coşan insan evlatlarıyla dolmuştu gondol. düşen arkadaş da en fazla coşandı hani. bi ara gondol tam yükselmeye başlarken bizimki çeşitli akrobatik, havalı ve bilimum değişik hareketler yapmaya başladı, sanıyo ki herkes ona bakıyo ve hava oranı maksimuma ulaştı. ayrıca etrafa da can yakıcı bakışlar atmayı ihmal etmemekte. sonra ne olduysa artık bizim ki artistik hareketlerini devam ettirirken birden dengesini kaybetmekte ve oracıkta aşşa uçuvermekte. ama havasından hiç hişey kaybetmiyor ve tekrar hiç bişey olmamış gibi en hızınla gondola tarihte büyük bir iz bırakacak kadar efsanevi bir şekilde destansı bir atlayış yapıyor.
bu arkadaşın yaşadıkları hayatında büyük bi dönüm noktası yarattı ve bi daha asla gondolo binmedi. kalbimiz seninle gondoldan düşüp sonra tekrar binen adam. o sadece bi anlık yanılgının kurbanı oldu. gondola tekrar binerken içinde yaşadığı duygusal travmayı kimse bilemez. şimdi odasındali kuytu köşeye saklanmış annesinin kapının altından yemek göndermesini bekliyordur sanırım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)